Anneciğim, Türkler geliyor!

0

16. yüzyıl Avrupa’sı için istilâ tehdidi oluşturan barbar Türklerin suçbilimle ilgili etnik ve coğrafî araştırmalarda vahşet skalasında son sıralarda yer alması şaşırtıcıdır. Rivayet olunan odur ki bu topraklardan nadiren seri katil çıkar. Kulaktan dolma bilgilere göre, bu durumun nedeni biz Türklerin yakın, sıcak ve kucaklayıcı aile bağları ile mahallelerdeki -tecessüs denebilecek kadar iç içe- komşuluk ilişkileridir.

Coğrafî olarak açık arayla dünya seri katil çıkarma şampiyonu (2.743 adet ile tüm seri katillerin yüzde 76’sı) olan ABD ve ırksal olarak da Alman kökenli katillerin sayısal üstünlüğüyle kıyaslandığında Türkiye’nin çıkardığı psikopat seri katiller nicelik olarak esamisi okunmayacak kadar az sayıda görünse de, bu rakamlar gerçek durumu yansıtmaktan hayli uzaktır.

1990’lı yıllara kadar Türkiye’de hiçbir seri katil olmadığı iddia edilmekteydi. İstatistikî veri eksikliğini bir kenara bırakalım, şehirlerde her sokakta bir seri katil olsa dahi -özellikle 70’li yıllarda- bunları teşhis ve tespit etmemize, suça engel olmaya ve suçlulara cezaî yaptırım uygulamaya mecali kalmamış bir ülke görünümünde idik. Halen de öyle sayılır.

Türkiye’de 2000’lere gelindiğinde, tanımlara uygunluğu tespit olunmuş –suçu sabit görülüp adlî makamlara intikal etmiş- yalnızca dört seri katilden bahsedilmekteydi. Bunlardan ilki, 1961–1964 arasında beş kişiyi elleriyle boğarak öldürmüş bir psikopat, Edirne Canavarı adıyla tanınan Mehmet Yaman’dı.

Türkiye’nin ilk seri katili, mezarlıkta gömü sorumlusu bir babanın aynı mesleği seçmiş oğlu Mehmet Yaman (D: 1930, Edirne) ergenlik yaşlarında gerçekleştirdiği hırsızlık, cinsel saldırı ve fiili livata suçlarından sabıkalıydı. Kısa bir süre hapis yatmış, 1950’deki genel afta tahliye edilmişti.

Mehmet Yaman soyup soğana çevirdikten sonra boğarak öldürdüğü kurbanlarını cinayet mahalline çağırmak için, karısı Zehra’nın ikinci kocasından olma oğlunu ‘ulak’ olarak kullanmaktaydı. Kendi ifadesine göre, canını aldığı beş kişinin yanı sıra iki kişi de elinden kurtulmuştu. Son iki cinayetine karısı da yardım etmiş ve kurbanlarının cesetlerini evinin arkasındaki sebze bahçesine beraberce gömmüşlerdi.

Kafayı karısına takmış, sürekli olarak kıskançlık ve kuşkular içinde yaşayan Mehmet Yaman, kurnaz ve entrikacı Zehra’nın dördüncü kocasıydı ve korkunç yengemizin izdivaçlarının karanlık bir döneminde tüm kocaları dünyaya şüpheli şekilde veda etmişlerdi.

İki seri katilin birbirini bulup evlenmesi gibi, suç literatüründe nadir görülebilecek ilginç bir vakayla karşı karşıya da olsak, konuyu fazla uzatmamak adına şunları söylemekle yetinelim: Mehmet Yaman’ın karısı iki, kendisi beş kez idama mahkûm edilmiş ve tutuklandıktan 14 yıl sonra, 1978’de her ikisi de tahliye olmuşlardır. Şimdi nerede oldukları -eğer hala yaşıyorlarsa- bilinmiyor.

Türkiye’nin iki numaralı seri katili, Mezarcı lâkaplı Abdullah Aksoy (D: 1934, Konya ) 1962–1967 yılları arasında 15 kişiyi öldürmüş, kurbanlarının cesetlerine tecavüz ettikten sonra onları mutfağının zeminine ve evinin arka bahçesine gömmüştür. Evli ve iki çocuk babası bir inşaat amelesi olan bu dehşet verici seri katil -karısı ve çocukları köye gittikleri zamanlarda- akşamları kasabada dolaşıyor, kurbanını seçiyor ve 45–55 yaş aralığındaki –çoğunlukla mevsimlik işçi olarak Çumra’ya gelen- erkeklerle kahvehanede kurulan ahbaplık sonrasındaki sohbeti takiben, onları evde içki içmeye davet ediyordu. Bu ikramın zavallıların son içkileri olduğunu söylemek gereksiz sanırım.

15 yaşındayken ölümcül bir kaza geçiren ve sonrasında –epilepsi nöbetlerinden dolayı- bir daha iflâh olmayan Abdullah Aksoy -kendi ifadesine göre- pasif eşcinseldi ve evine getirdiği kurbanı ister onunla cinsel ilişkiye girmeyi kabul etsin ister etmesin, her hâlükârda ölmekten kurtulamıyordu.

İki düzineden fazla kişiyi katleden, sonuncusunu da yaralı olarak elinden kaçıran Mezarcı namıyla matuf Abdullah Aksoy 1967’de yakalandı ve hapse atıldı. Yargılanmayı beklerken, kendini hücresinde su borusuna eşarpla asarak intihar etti.

Ohio’da evine içki içmeye davet ettiği 17 kişiyi -seks öncesinde ya da sonrasında- öldüren 70’li yılların meşhur eşcinsel seri katili Jeffrey Dahmer’ın Türkiye şubesi gibi duruyor, ne dersiniz?

Neyse, gelelim üç numaraya: 1992–1995 arasında Artvin’in kırsalında 11 yaşlı insanı baltayla parçalayarak öldüren Adnan Çolak (D:1967, Artvin) nam-ı diğer Baltacı aynı zamanda Türkiye’nin gelmiş geçmiş en vahşî cinayet işleyen seri katili olarak biliniyor.

Öldürdüğü yaşlı kadınların altısına -cinayet sonrasında- tecavüz eden Adnan Çolak –“Bizden katiyen ölüsevici seri katil çıkmaz, dinimizce günahtır” diye ahkâm kesmeye kalkışmayın- aynı zamanda bir piromanyak olup, üç cinayet mahallini de kundaklamıştır.

Adnan Çolak yargılama esnasında psikolojik yapısıyla ilgili pek çok ipucu vermiştir: Küçük bir çocukken amcaoğlunun cinsel tacizine uğramış, bunun üstüne menenjit olmuştu. Dediğine göre, içki içtiğinde her şey kontrolünden çıkıyor, başka birisine dönüşüyordu. Mahkemede, “Küçükken annem ve babamla aynı odada kalırdık” demiştir. “Onları sevişirlerken izlerdim ve belki de yaşlı insanlara tecavüz olayının temelinde bu vardır.”

Alın size çocuk yetiştirmenin ne kadar önemli bir iş olduğunu anlatan örnek bir vaka daha…

Türkiye’nin yetiştirdiği öncü seri katil grubunun bir diğer üyesi, Çivici adıyla meşhur Süleyman Aktaş (D.1950, Manisa)1994’te beş kişiyi gözlerine ve alınlarına çivi çakarak öldürmüş, cinayetlerinin nedenini ‘erkekliğini tam olarak ispat etmek’ olarak açıklamış ve hatta ‘ilâhî güçlerin onu öldürmekle görevlendirdiğini’ iddia etmiştir. İfadesine göre, hedefi dokuz cinayet işlemektir, ancak –bir şanssızlık eseri olarak- bu ilâhî hedefine ulaşamamıştır.

Akıl Hastanesi’nin raporlarına göre, elektrik teknisyeni Süleyman Aktaş 1984’te Elektrik İdaresi’nde çalışırken yüksek gerilime kapılarak ölümden dönmüş ve bu kaza beyninde ağır hasar bırakmıştı. Aktaş’ın cezaî ehliyeti yoktu ve 1986’da Manisa’da bir başkomiseri öldürerek ilk cinayetini işlemesinin sonrasında, mahkeme onu bu sebeple salıvermişti.

Süleyman Aktaş 1994’teki peş peşe cinayetler sonrasında bulunup tutuklandığında çok keyifli ve sakin görünüyordu. Mahkemeye çıkarıldı, duruşmalarda ‘paranoid şizofren’ olduğu kesinleşti. Adlî psikiyatrlar onun tedavisinin imkânsız olduğundan emindi, bu yüzden hapse konulamadı ve Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ndeki Canavarlar Koğuşu’na kondu. Burada da rahat durmadı, Hastane’nin bahçesine havalanmaya çıkmış olan bir başka hastayı ağır yaraladı. İki yıl sonra oradan kaçtı ve güçlükle yakalanabildi.

Çivici gibi süper tehlikeli sınıftaki psikopatları dahi mahkûm etmeyi beceremeyen yargı sistemimizin bu konularda ne kadar ciddî sorunlar içerisinde olduğunu söylememe gerek yok sanırım. O yüzden rakamlara güvenmemek gerektiğini söylüyorum. Suç işlenir örtbas edilir, polis yakalar torpille bırakılır, mahkemeye çıkarılır, davalar yıllar yılı sürer, ya zamanaşımına uğrar ya da canilere ‘deli’ denip halkın arasına salıverilir.

Bugüne kadar sağ kaldığımıza şükretmeli miyiz?

Cevabı bilmiyorum, ama dört seri katilin bulunduğu bu ‘top’ listeye -öldürmeye 1986 yılında başladığı halde Türk yargısının yavaşlığı nedeniyle- korkunç bir seri katil olduğu ancak 2014 yılında ortaya çıkan nefis bir psikopatı daha eklemek gerek:

Diğerlerinin aksine, Binbir Surat lâkaplı Kenan Öner (D:1958, İznik) üniversite mezunu bir bankacıydı. Evli ve bir çocuklu Öner, ilk cinayetini 1986’da –siyasî gerekçelerle iltica etmiş olduğu– Fransa’da işlemiş ve kendisini öldürüp arabasını çaldığı Mehmet Yılmaz isimli adamın yanmış cesedi bir çöplükte bulunmuştu.

1989’da Kenan Öner’i Bursa’da bulup ifadesini aldırtan Fransızlar onu gıyaben yargılayıp mahkûm etti ve 2002’de Türkiye’de yargılanması için 10 klâsörlük dosyayı Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’ne yolladı. Bu arada, mahalleden akça pakça bir hanım kızımızla evlenip bir de çocuğu olan ve hatta bir banka şubesinde müdür yardımcılığına yükselen Binbir Surat sahtecilik ve dolandırıcılık gibi onun için küçük sayılabilecek suçlar işlemeye -bir ihtimal öldürmeye de- devam ediyordu.

Fransa’dan gelen karara istinaden hakkında dava açılınca beyefendinin bütün düzeni bozulmuştur. Binbir Surat 2004’te kısa bir süre için tutuklanmış, tahliye olur olmaz anne ve babasını üç yüz eşit parçaya ayırıp evlerinin bahçesine gömen Kenan Öner’in polis tarafından yakalanması bir ihbar sonucunda –ancak 2014’te cesetlerin bulunmasıyla– gerçekleşebilmiş ve adamımız müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Sırra kadem basan eşi Canan Öner’se bugüne kadar bulunamamıştır.

Evet, Türk seri katillerle ilgili cılız listemiz son yıllarda iki düzineyi aşmış olsa da, bu rakam ABD’deki seri katil sayısının %1’ine ulaşamasa dahi ‘bizden seri katil çıkmaz’ durumunun gerçek olmadığını bu kayıtlardan gayet iyi anlıyoruz.

Velhâsıl kelâm, biz Türkler her alanda kendimizi geliştirir, yetiştiririz, dostlar, bundan emin olun. Yakında bu konuda da başarıdan başarıya koşacağımıza hiç şüpheniz olmasın.

Ercan Akbay – Cinayet Bilimleri Enstitüsü

PAYLAŞ
Önceki yazıİşsiz sayısı 4 milyona dayandı
Sonraki yazıAlman polisinden DİTİB imamlarına baskın