Çoklu kişilik bozukluğu ve canavara dönüşen insan…

1
682

“Sıradan bir insanı andıran ve öyle davranan Bay Hyde’ın görünümünde insanı fena halde rahatsız eden ürkütücü bir şeyler var. Üstelik üzerimde bu kötücül izlenimi neden uyandırdığını da hiç bilmiyorum.”

İskoçyalı yazar Robert Louis Stevenson‘ın 1886 yılında yayımladığı ‘Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın Tuhaf Vakası’ adlı kısa romanı, Londralı avukat Utterson‘ın kadim dostu olan saygın hekim Henry Jekyll’in kimi zaman şehvet düşkünü bir canavara –Edward Hyde‘a- dönüşmesini konu etmiştir.

Bir hayal ürünü olan Mr. Hyde, uygar dış görünüşümüzün altında yatan kötü, çirkin ve yasadışı işlere eğilimli güdülerimizin, yani Sigmund Freud’un ‘id’ olarak tanımladığı ilkel benliğimizin vücut bulmuş halidir.

Kolaj

İnsanın doğasında bulunan farklı kişiliklerin bir alegorisi olan Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, bir yandan da insan ruhundaki iyinin ve kötünün -vicdanla şeytanın- çatışmasını anlatır.

Eser çeşitli dillerde sayısız defa kitap olarak basılmış; 1908 yılından başlayarak, müzik albümü,  müzikal, bilgisayar oyunu ve çizgi romanlara ilham vermenin yanı sıra, yüz yirmiden fazla farklı sinema ve televizyon uyarlaması yapılmıştır.

Gerçek hayattaysa, normal görünümlü bir insanın ‘çoklu kişilikli’ yaşantılar sürmesi sık rastlanır bir şey değildir.

Dışarıdan gayet iffetli gözüken evli bir kadının âşıklarının olduğu ve hatta fahişelik yaptığını; görünürde çocuklarla süslenmiş mutlu bir evlilik yaşayan bir erkeğin geceleri eşcinsel barlarını dolaşıp durduğunu; herkes tarafından tanınmış başarılı bir şirket yöneticisinin eroin bağımlılığının pençesine düştüğünü ve buna benzer durumları çeşitli yayınlardan okuyup izlediğimizde şimdi artık pek de şaşırmıyoruz.

Paparazziler magazin dünyasındaki her şeye alıştırdılar bizleri.

GunduzGuzeli-M

Ne var ki, gizli hayat süren bu türden insanlardan hiçbirinin yaşam öyküsü –Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’da olduğu gibi- çoklu kişilik sendromundan muzdarip seri katiller Ted Bundy ve John Wayne Gacy’nin hikâyeleri kadar sarsıcı olamaz.

Okul yıllarında biraz utangaç olmakla birlikte sempatik, cin gibi bir çocuk, Washington Üniversitesi’ndeyse parlak bir hukuk öğrencisi olan Theodore Robert Bundy (1946–1989), 70’li yıllarda 28 genç kadını öldürdüğünü itiraf etmiştir.

Uzmanlar, bu sayının yüzden fazla olduğunu düşünüyorlar.

Amerikan çağdaş seri katillerinin öncül örneği olarak kabul edilen Ted Bundy o kadar çekici ve yakışıklıydı ki, onunla tanışan genç kızlar arabasına binmekten hiç çekinmiyorlar, fakat çok kısa bir süre sonra onun -bir ipek böceği kozasının kelebeğe dönüşmesine benzer şekilde- başka kişiliğe bürünüp canavarlaşmasına tanık oluyor ve sonrasında akla hayale gelmeyecek kadar korkunç işkenceler görüp çırpına çırpına öldürülüyorlardı.
ted-bundyBW

Ted Bundy tecavüz ettiği kurbanlarını genellikle sopayla döverek, bazen de boğarak öldürdükten sonra tecavüz edip, vücutlarını parçalıyordu. İşlediği onca vahşî cinayete rağmen, eğitimli ve kibar bir genç adam olarak bilinmeye devam etmiş, mahkemede kendi kendisini savunmuş, duruşmalar sürerken onlarca evlilik teklifi almış ve bu teklifleri yapan kadınlardan biriyle tutukluyken evlenmiştir.

Bütün o cinayetleri içinde var olan kötü kişiliğinin işlediğini ve kendi öz kişiliğininse tamamen masum olduğunu iddia etse de jüriyi buna ikna edememiştir.

Ted-Bundy-İdam-Edildi

Ted Bundy 1989’da elektrikli sandalyede idam edilmiş, son sözleri, “Aileme ve arkadaşlarıma sevgilerimi iletmenizi istiyorum” olmuş, bütün bu uzun yargılama ve infaz süreci içinde, hiç kimse onun gerçek iç yüzünü görememiştir.

Aynı kişilik bozukluğuna sahip bir diğer cani, Chicago‘da işçi sınıfına mensup bir aileden olma John Wayne Gacy (1942–1994), Demokrat Parti’nin seçim bölgesindeki bir danışman, iş adamı ve komşularının partilerinde palyaçoluk yapan iyiliksever bir adam görünümündeydi.

İşin aslı, Gacy, Amerika‘nın belki de en tanınmış ‘çoklu kişilik’ hastasıydı.

Hastanede yatan çocukları eğlendirmek için palyaço kılığına giren saygın bir Amerikalı yurttaş görünümünün ardında korkunç bir seri katil olduğu uzun yıllar sonra öğrenilmiş, 1978 yılında işlenen bir cinayetten şüpheli olarak gözaltına alınınca, gerisi çorap söküğü gibi gelmiş, evinin bodrumunda ve bahçesinde gömülü 28 genç erkek cesedi bulunmuştur.

Eşcinsel ilişki kurduğu delikanlıları evine götürüp karanlık seks ayininin sonunda parçalayarak öldüren John Wayne Gacy’nin tüyler ürpertici cinayetleri gerçekten de en sert insanın bile midesini bulandıracak kadar iğrençtir.

Gacy-Murder-Skeleton

22 Aralık 1978’de Gacy karanlık sırlarının aydınlanacağını fark ettiği zaman, polise itirafta bulunmuş ve dedektiflere, “İçimde dört ayrı kişilik var” demiştir. Savunmaya göre, Gacy’nin içindeki dördüncü kişi, Jack Hanley ‘gerçek’ katildi ve bütün kötü işleri o yapmıştı.

Yargılaması 6 Şubat 1980’de başladı ve beş hafta sürdü. Savunmanın stratejisi onun bu tüyler ürpertici cinayetleri işlerken kendinde olmadığını, aklının ve bedeninin kontrolünü ele geçiren ‘kötü insan’ın tek suçlu olduğunu kanıtlamaktı. Ülkenin en önemli psikiyatri uzmanlarından raporlar alınıp, mahkemeye ‘çoklu kişilik bozukluğu’ konusunda kapsamlı görüşler bildirildi.

İddia makamı, ‘yardımsever’ John Wayne Gacy’nin masumiyet tezine güçlü kanıtlarla karşı çıktı ve jüriyi ikna etmeyi başardı. Mahkemenin Gacy‘yi 33 kişiyi katletmekten suçlu bulup idama mahkûm etmesi -celselerin sona ermesinden sonra- yalnızca iki saat sürmüştü.

john-wayne-gacy-killer-clown

9 Mayıs 1994’te John Wayne Gacy son yemeğine oturmuş ve kızarmış tavukla patates üstüne çilekli kek yemiş, gece yarısından hemen sonra zehirli iğneyle infaz edilmişti.

Son sözleriyse ‘Kıçımı öpün!’ olmuştu, çünkü o esnada -muhtemelen- içindeki kötü kişilik, Jack Hanley sahne almıştı.

Görüldüğü gibi, birçok azılı cani, ruhunda ‘şeytansı’ kişilikler olduğunu iddia ederek bu teorilerini mahkeme önünde kanıtlamaya çok yaklaşmıştır, Ne var ki ömrünün geri kalanını hapishane yerine tımarhanede geçirmiş olan suçlu sayısı pek azdır.

Kanun karşısında “Ben yapmadım, o yaptı” gibisinden palavralar para etmiyor, dostlar. Her şeyin sorumlusu ikinci kişiliğiniz de olsa, hukuken tek bedene sahip olmanın dezavantajını her yerde ve her zaman yaşamak durumundasınız.

Karınıza-kocanıza uyduracağınız “O ben değildim” yalanları için şimdiden hepinize geçmiş olsun.

Ercan Akbay – Cinayet Bilimleri Enstitüsü

PAYLAŞ
Önceki yazıCamiden “Sakal-ı Şerif” çalındı
Sonraki yazıYaşar Nuri Öztürk hayatını kaybetti
Ercan Akbay’in profil fotoğrafı
Suçun arkasındaki psikolojiye ilişkin gerilim romanlarıyla tanınan yazar 1959’da İstanbul’da doğdu. 1978’de Kadıköy Maarif Koleji’nden mezun olup İ.Ü. İşletme Fakültesi’ne başladığı gün çalışma hayatına da ilk adımını attı. Turizm ve elektronik sektörlerindeki deneyimlerinin akabinde bir caz kulübü kurdu, sanat ürünleri ve tasarımla ilgili çeşitli işlerde çalıştı. 1996’da ilk kitabı ‘Kuraldışı Öyküler’i (Tales of the Weird) ve 1997’de ilk romanı ‘Erkekler Ağlamaz’ı (Men Don’t Cry) yazdı. Bir polisiye film senaryosu olarak başladığı ‘Tilki Tilki Saat Kaç?’ (What Time Is It, Mr.Wolf?) 2006’da, Değirmenlere Karşı (Against Windmills) 2010’da, Ten Kokusu (Scent of Skin) 2012’de ve ‘Fotoğrafçılar Kulübü’ 2015’te yayımlandı. 2016 da piyasaya çıkan ‘Akılçelen’ Ercan Akbay’ın yedinci kitabıdır.

Sizin bu konu ne diyorsunuz?