“Mavisakal Efsanesi”nin gerçek yüzü…

0

Efsaneye göre, çirkin yüzü ve kapkara sakallarından dolayı şatosunun çevresindeki her insanın korktuğu bir soyludur Mavisakal.

Üç kez evlenmiş, ancak ortadan kaybolan eski eşlerine ne olduğunu hiç kimse anlayamamıştır. Ketum bir adam olan Mavisakal, dördüncü karısına şatosundaki oda kapılarının anahtarlarını vererek bir seyahate çıkar. Bu anahtarlar arasında, karısını asla girmemesi konusunda uyardığı “yasak oda”nın anahtarı da bulunmaktadır.

Karısı engel olamadığı merakına yenilip, yasak odanın kapısını açıp girer ve orada gördükleri karşısında dehşete kapılır. Duvarlardaki çengellerde kocasının eski eşlerinin çürümüş cesetleri asılı, odanın zeminiyse onların kanlarıyla kaplıdır.

Bu tiksindirici manzara karşısında şok geçiren kadın, şaşkınlıktan yere düşürdüğü oda anahtarına bulaşan kan lekesini bir türlü çıkartamaz.

Seyahatten geri dönen Mavisakal, karısının elindeki anahtarı görür görmez durumu anlar ve… olaylar daha dehşetli yerlere doğru ilerlemeye başlar.

MavisakalSehrazat

Evet, hikaye korkunç olduğu kadar da ilginçtir. Bir Avrupa efsanesi olan Mavisakal’ın “1001 Gece Masalları”nda Şehrazat‘ın anlattığı on altıncı geceyle büyük benzerlikleri vardır:

“Hamal ve Bağdatlı Üç Hanım” masalının içinde geçen ve sevgililerinin ailelerini ziyarete giderlerken sarayda bıraktıkları Çelebi‘ye içeri asla girmemesi için tembihlerde bulundukları kırkıncı odaMavisakal‘ın yasaklı odasına esin kaynağı olmuş gibidir.

Elbette, Çelebi de merakına yenilir.

Öte yandan, Charles Perrault‘un 1697’de yayımladığı “Kaz Ana’nın Öyküleri” adlı kitapta yer alan ve zalim bir Fransız soylusuyla onun meraklı karısını konu alan öyküsünün arkasındaki esin kaynağı, 15’inci yüzyılda yaşamış aristokrat bir şövalye olan Gilles de Rais’in yaşam öyküsüdür.

Charles-Perrault-Masal

Efsanenin merkezindeki adam, Baron Gilles de Rais (1405 –1440) Fransız ordusunda bir şovalye ve Jeanne d’Arc ile birlikte savaşmış bir askerdi. Parlak lâcivert-siyah saçları ve sakalları vardı.

Yetenekli ve başarılı bir asker olan Rais, 1432’de büyükbabasının ölümüyle büyük mal varlığına kavuşmuş ve sonrasında kendini zevke, sefaya ve sapkın cinsel ilişkilerin yaşandığı âlemlere adamıştır.

Dokuz yıl süren dehşet dönemi zarfında, birbiri ardına evlilikler yapmış, ortadan kaybolan karılarının akıbetini kimse öğrenememiştir. Yöre köylülerinin çocuklarını avlamış ve onları akıl almayacak kadar sadist zevklerini tatmin etmek için öldürüp parçalamıştır.

Sonunda, iş çığırından çıkmış ve şatosunda çalışan uşakları, zindanlara sinmiş olan çürümüş ceset kokusundan korunmak için maske takmaya başlamışlardır.

1440’ta ipotek altına alınmış olan şatosunu satın almak isteyen bir papazı yakalatıp hapsetmeye kalkışınca, kiliseyi karşısına almış ve kutsal değerlere saygısızlık yaptığından dolayı hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştır.

Gilles

Gilles de Rais‘i tutuklamak için şatoya gelen okçular, buranın büyük ocağında çok sayıda insan kemikleri ve yatağında kanlı çocuk elbiseleri bulmuşlardır.

Derhal başlatılan soruşturmada, Rais‘in şatosunun mahzenindeki büyük odada yer alan yüz kırktan fazla kadın ve çocuk cesedini -kanıtları yok etmek amacıyla- yaktırmış olduğu anlaşılmıştır.

Soruşturmanın sonunda, Gilles de Rais, bütün suçlarını itiraf etmiş ve 27 Ekim 1440 tarihinde Nantes‘de -iki sadık yardımcısıyla birlikte- boğazlanarak idam edilmiştir.

Velhasıl kelam, ilhamını Gilles de Rais‘den alan Mavisakal terimi artık şimdilerde bir efsaneyi değil, belirli bir seri katil tipini anlatmak için kullanılmaktadır. Yoksa, sakalı Henry Landru’nunki gibi kırmızı olmuş, Johan Hoch‘unki gibi sarı olmuş, Alfred Cline gibi siyah olmuş, hiç fark etmez.

“Kırmızı Sakal” lakaplı Landru on karısını peş peşe öldürmüş, dünya evlilik rekorunu elinde tutan sarı sakallı Hoch ise karılarından en az on beşini öteki dünyaya yolcu etmiştir. Bir Presbiteryen rahibi görüntüsüne sahip olan upuzun siyah sakallı Cline, sekiz karısını da birer bardak ayranla zehirlemiştir.

İş cinayete gelince, saça-sakala-bıyığa takılıp kalmamak gerek, dostlar, siz siz olun, evlenirken ince eleyip sık dokuyun. Ayrıca koca adayından şüphelendiğinizde, bulunduğunuz suç mahallini hemen terk edin ve büyüklerimizin şu sözünü de hiç unutmayın:

Merak kediyi öldürür.

Ercan AkbayCinayet Bilimleri Enstitüsü