Meşhur sanatçıların meşum fotoğrafları

0

Hans Christian Andersen’in aynı adlı masalı üzerine kurgulanmış bir bale fantezisi olan Kırmızı Pabuçlar (1948) ile dünya çapında üne kavuşan Britanyalı yönetmen Michael Powell (1905–1990) Oscar dâhil pek çok ödül için aday seçilmiş ve İngiltere’nin en prestijli sinema ödüllerine lâyık görülmüş entelektüel bir sanatçıydı.

Beklenmedik bir talihsizlik eseri olarak, 1960 yılında yaptığı ‘Röntgenci – Peeping Tom’ adlı filmle Michael Powell’in bütün kariyeri sona erdi. Filminde bıçak gibi kullandığı kamera ayağı ile kurbanlarını öldüren sadist bir röntgenci anlatılıyordu.

Ahlâk savaşçılarına ve eleştirmenlere göre, filmin başkarakterini ve böylesine psikopatik bir öyküyü ancak çok hastalıklı bir zihin hayal edebilirdi ve Powell kendini sinema sanatıyla gizlemiş sapık ve ahlâksız bir adamdı.

Ne var ki, işin aslı, saygın yönetmen Michael Powell’in başkarakteri Mark Lewis, ‘Röntgenci’ filmi gösterime girmeden bir yıl önce San Quentin’de idam edilmiş olan Harvey Murray Glatman adındaki bir psikopattan ilham alınmıştı. Powell, filminin senaryosunu tamamen gerçek bir yaşamöyküsü üzerine kurmuştu.

Sadist seri katil Harvey Glatman, ergenlik çağında dahi sapık cinsel eğilimler gösteriyordu. Tavan arasındaki kirişlere bağlı ipin ucunda asılı olarak mastürbasyon yapmakla başlayarak yetişkinliğinde sadomazoşist saplantıları olan biri haline geldi. 29 yaşında iken de sapkın hayallerini gerçekleştirmeye koyuldu.

1950’lerde çok moda olan ucuz dedektif dergilerinin kapakları için fotoğraf çektiğini söyleyerek bir dizi genç modeli kandırdı. Bu dergi kapaklarında genellikle sandalyeye bağlanmış çaresiz genç kadınlar resmedildiğinden, modeller Harvey Glatman’ın kendilerini bağlayıp ağızlarını tıkamasına ses çıkarmadılar. Ayrıca Glatman tuhaf ama zararsız bir adama benziyordu.

Harvey Glatman, kadınları bir kez hâkimiyeti altına alınca, onları soyup fotoğraflarını çekiyor, tabanca tehdidi ile tecavüz ediyor ve zavallı kurbanları, durumun korkunçluğunu kavradıklarında yüzlerindeki dehşet dolu ifadelerle tekrar fotoğraflıyordu. En sonunda da onları iple boğarak cesetlerini çöle atıyordu.

Dördüncü cinayet girişimindeki kurbanla başa çıkamadı. Arabasında ona silâh çekince, kız üzerine atladı, silâhını elinden aldı ve polis gelinceye dek namluyu üzerinden ayırmadı.

Glatman, gözaltında iken her şeyi ayrıntısıyla itiraf etti. 1958 Kasım’ında üç gün süren bir duruşmadan sonra verilen idam cezasını çok filozofça karşıladı. “Böylesi daha iyi oldu” dedi.

1971 tarihli kitabı The Family’de Ed Sanders, Charles Manson ve takipçilerinin çalıntı bir 8 mm kamerayla, gerçek insan kurban etme, kafa kesme ve başka korkunç sahnelerle dolu kanlı filmler yaptıklarını yazar. Ona göre, tıpkı normal insanların özel anlarını videoya çekmeleri veya fotoğraflamaları gibi birçok seri katil de kurbanlarının fotoğraflarını çekip hatıra olarak saklamayı severdi.

Gerçekten de çok sayıda seri katilin –neredeyse hepsinin- kurbanlarından hatıra toplama huyu vardır. Jeffrey Dahmer’ın perişan dairesine giren polisler, orada parçalama sürecinin çeşitli safhalarında çekilmiş bir dizi polaroid fotoğraf bulmuşlardı.

Fotoğrafların birinde avlanmış bir geyik gibi göğsünden aşağıya doğru kesilmiş bir erkek cesedi vardı. Bir diğerinin belinden aşağısı asitle eritilmişti. Belki de bunların en korkuncu; başında, ellerinde ve ayaklarındaki etleri bozulmadan duran, ancak diğer yanlarında hiç et kalmamış bir iskeletti.

1960’ların ortalarında, İngiliz katil çift Ian Brady ve Myra Hindley –Nam-ı diğer: Kır Katilleri 10 yaşında bir kızı kaçırmış ve onu boğmadan önce pornografik pozlar vermeye zorlamışlardı. Fotoğraflarla birlikte, zavallı kurbanın merhamet dileyen çığlıklarını da bir teybe kaydetmişlerdi.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte seri katillerin kayıt teknikleri de ilerlemiştir. 1980’lerde Leonard Lake ve Charles Ng, kadınları kaçırıp onları kuzey Kaliforniya’da bir yer altı sığınağına hapsediyorlardı. Sığınak, Lake’in San Fransisco’lu bir fotoğrafçı olan Harvey Dubs’dan çaldığı son model görsel kayıt malzemeleri ile doluydu. İki cani ortak, kadınlara tecavüz edip onları işkenceyle öldürürken yaptıkları her şeyi bu malzemeleri kullanarak kaydetmişlerdi.

Görüldüğü gibi, gerçek işkence ve ölüm sahneleriyle dolu video ve fotoğraflar, seri katiller için özel önem taşıyan tespit araçları ve yaygın hatıra nesneleridir. Sanat aşkının sınırı yoktur, ancak polis dosyalarından çalınan gerçek hayatla ilgili görsellerin servis edilmesi ciddî bir suç olarak kabul edilmelidir, dostlar, bunları internette yayınlayarak kendilerini değerli kılmaya çalışan sapıkların kibirli teşhirciliğine âlet olmayın lütfen.

Herkesin hatırası kendisi için anlamlıdır. El âlemin aşkından, sapıklığından, hatırasından bize ne, kime ne?

Ercan Akbay – Cinayet Bilimleri Enstitüsü