Reklâmın Kötüsü, Tarikatın İyisi…

0

Karizmatik bir lider ve onun sadık müritlerinden oluşan tarikatların tüm dünyada yaygın olduğunu ve yalnızca ABD ve Avrupa’da 20.000’den fazla sayıda tarikatın bulunduğunu biliyoruz.

Bunların önemli çoğunluğu kutsal kitapların ve kiliselerin çevresinde sapkın dini akım olarak yer alma çabası içinde olduklarından, suçtan uzak durarak toplumda yasal zeminde kabul görmeyi ilke edinmişlerdir. Ancak istisnalar kaideyi bozmaz; uzmanlara göre, tarikatların önemli bölümü suç örgütü yapısındadır.

İnsanlık tarihinin en korkunç cinayet şebekelerinden biri, şeyhleri Hasan Sabbah’ın ölüm emirlerini yerine getirmek için kendini feda etmeye hazır yüzlerce suikastçı muhafızdan oluşan Haşhaşi’lerdi.

Haşhaşilerin kurucusu ve şeyhi Hasan Sabah, Selçuklu ordusundan kaçarken –Hazar Denizi’nin güneyindeki- Alamut Kalesi’ni hileyle ele geçirmişti. 1090 yılında, bölgeye hâkim olunca, ilk iş olarak kaleyi uzun kuşatmalara hazır duruma getirmiş ve oluşturduğu yapay cennette muhafızlarının gözü kapalı itaatini sağlamıştı.

Haşhaşiler suikast silâhı olarak her zaman hançer kullanırlardı. Kayıtsız şartsız itaat ilkesi, bu tarikatın müritlerine ‘fedaî’ denmesine yol açmıştı. Hasan Sabbah, düşmanı olan devlet adamlarını müritlerine öldürtürken -kendi canını güvenceye almak için- otuz beş yıl boyunca sarayından çıkmamıştır.

Haşhaşi fedaîlerinin elinden kurtulmak hemen hemen imkânsız gibiydi. 1092’de Büyük Selçuklu Sultanı Nizam-ül Mülk, 1152’de Trablus Kontu 2. Raymond, 1192’de Kudüs kralı 1. Conrad bu korkunç şebekenin suikastlarıyla öldürülmüşlerdir.

180 yıl boyunca tüm bölgeye dehşet salmış olan acımasız fedaîlere Haşhaşi denmesinin nedeni, yetiştirilen müritlerin uyuşturucu madde bağımlısı olmasıydı. Rivayete göre, mürit adaylarına önce afyon çektirilir, kendinden geçince de tarikatın iç kalelerinden birine götürülür ve delikanlı orada tam bir cennet hayatı yaşardı.

Çeşmelerinden şerbetlerin aktığı, rengârenk çiçeklerin arasından çıkıp gelen yarı çıplak cariyelerin raks ettiği hayal ötesi saatlerin sonunda kendine gelince de, yaşadığı mutluluğu şeyhin gücüne yorar, onun talimatıyla şehit olunca cenneti bulacağını sanır ve ömür boyu itaate hazır hale gelirdi.

Haşhaşi fedaîleri, hedeflerine ulaşmak için kılık değiştirir, mahalli lehçeleri öğrenir ve öldürecekleri devlet adamlarının yakını olmak için yıllarca uğraşırlardı. Her türlü fedakârlığı yapıp, güvenilir bir kişi gibi gözükerek hükümdar ve devlet adamlarının korumalığına veya saray hizmetkârlığına kadar yükselirler, kendilerine emir gelene kadar sabırla beklerlerdi.

Hasan Sabbah’ın 1124’teki ölümünden sonra da müritleri terör faaliyetlerine başka şeyhlerle devam ettiler. Mısır ve Suriye‘deki devlet ve beyliklerin devlet adamları ve hükümdarları da Haşhaşilere engel olmak istediklerinde hançer darbeleri altında can verdiler.

Haşhaşiler özellikle büyücülük alanında uzmanlaşmışlardı. İlhanlı hükümdarı Hülagu Han yönetimindeki Moğol orduları, 1260 yılında -bir yıl süren kuşatmadan sonra- Alamut Kalesi’ni ele geçirip terör dalgasına son verdiklerinde, burada kara kitaplardan oluşmuş büyük bir kitaplık bulmuşlardı.

Haşhaşi’lerinin kökünün kazınmasıyla aynı dönemde, Hindistan’da altı yüzyıl boyunca varlığını sürdüren bir caniler tarikatı olan Thuglar, iblislerle savaşmak üzere yaratıldığına inanılan yamyam tanrıça Kali’ye tapınan bir güruhtu. Nesiller boyunca Hindistan’da sayısız kurbanı boğmuş olan Thuglarla kıyaslandığında şehirdeki cinayet şebekelerinin en cani ruhlu üyesi dahi bir kuzu kadar masum kalır.

Thugların canice taktiklerinin başında kandırmak gelirdi. Masum yolcular gibi davranan bir grup mürit, tüccarlardan oluşan bir kervana katılıp onları uygun bir yere yönlendirir ve Kali’ye ilâhîler söylerken hepsini aynı anda boğarlardı. Cesetleri parçalayıp karınlarını deştikten sonra gömerler ve mezarlarının üzerinde ayinsel bir ziyafet çekerlerdi.

Hindistan‘daki Thug tarikatının Uttar Pradeş bölgesindeki liderlerinden biri olan Thug Behram’ın (1765–1840)  toplam 931 kişiyi kumaş parçalarıyla boğarak öldürdüğü tahmin edilmektedir. Bu inanılması güç rakam onu en bereketli seri katiller arasında baş sıraya yükseltmiş, soyadı bilinmeyen Behram 1840’ta asılarak idam edilmiştir.

Nesiller boyunca sayısız kurbanı boğmuş olan Thugların kökü -kendilerine savaş açan İngilizler tarafından- ancak 1860’da kazınabilmiştir. Tüm zamanların en renkli macera filmlerinden biri olan Steven Spielberg’in Indiana Jones ve Kıyamet Tapınağı filminde Thug tarikatı ilginç bir serüvenin içinde ayrıntısıyla anlatılmıştır. Meraklısına tavsiye olunur.

Tarikatların önemli bir bölümü -cinayet işlemek için değilse bile- suç işlemek üzerine kurulmuştur ve toplumdaki aidiyet ihtiyacını kullanarak, dini inançları istismar ederek güce ve zenginliğe kavuşan liderlere, şeyhlere her şekilde hizmet ederler.

Velhâsıl kelâm, siz siz olun ‘iyi tarikat’, ‘yardımsever tarikat’ gibi kandırmacalara kulak asmayın, dostlar, eğer topluma iyilik yapmak, yoksullara yardım etmek istiyorsanız sivil toplum kuruluşlarına, derneklere ve vakıflara üye olup buralarda çalışın, bağış yapın. Dinle ilgili farzlarınızı yerine getirmek için dinin gereklerini yapın; fitre verin, zekât verin, dua edin, ne bileyim…

Tarikata mürit olmanın sonu felâkettir, benden söylemesi.

Ercan Akbay – Cinayet Bilimleri Enstitüsü

PAYLAŞ
Önceki yazıYıldırım: “Referandum tarihi bu hafta açıklanacak”
Sonraki yazıEverest’in yüksekliği yeniden ölçülecek

Suçun arkasındaki psikolojiye ilişkin gerilim romanlarıyla tanınan yazar 1959’da İstanbul’da doğdu. 1978’de Kadıköy Maarif Koleji’nden mezun olup İ.Ü. İşletme Fakültesi’ne başladığı gün çalışma hayatına da ilk adımını attı. Turizm ve elektronik sektörlerindeki deneyimlerinin akabinde bir caz kulübü kurdu, sanat ürünleri ve tasarımla ilgili çeşitli işlerde çalıştı.
1996’da ilk kitabı ‘Kuraldışı Öyküler’i (Tales of the Weird) ve 1997’de ilk romanı ‘Erkekler Ağlamaz’ı (Men Don’t Cry) yazdı. Bir polisiye film senaryosu olarak başladığı ‘Tilki Tilki Saat Kaç?’ (What Time Is It, Mr.Wolf?) 2006’da, Değirmenlere Karşı (Against Windmills) 2010’da, Ten Kokusu (Scent of Skin) 2012’de ve ‘Fotoğrafçılar Kulübü’ 2015’te yayımlandı. 2016 da piyasaya çıkan ‘Akılçelen’ Ercan Akbay’ın yedinci kitabıdır.